|
Hücreler insanlar gibi konuşur, anlaşır, çevresini
sorgular, algılar ve farklı durumlara karşı farklı tutum
geliştirebilir.
Hücre çoğalmak için işareti çekirdeğinden alır belki
ama, bu işaretin verilmesinde komşu hücrelerin de önemi
büyüktür. Hücre, çekirdeğe sormadan kafasına göre
bölünemeyeceği gibi, çekirdek de komşularına sormadan
kafasına göre hücreye “bölün” emri veremez. Hücre,
bölünmesini gerektiren durumlar ortaya çıktığında, eğer
komşu hücrelerden bölünebileceğine dair izin alabilirse
bölünür. Örneğin; bir kaba konulan sağlıklı hücreler
çoğaltılırsa, ancak bir sıra halinde ortamın yüzeyini
kaplayana kadar çoğalırlar. Ardından hücreler
birbirlerine “artık çoğalmak için yer kalmadı, her
tarafı doldurduk” anlamına gelen sinyaller gönderirler
ve böylece çoğalma durur. Buna “kontak inhibisyon”
denir. Eğer hücrelerde bu mekanizma çalışmıyorsa, bu
durumda çoğalma kontrolü kaybolmuş demektir. Hücreler
kontrolsüzce çoğalır ve kapta üst üste binmeye
başlarlar. Bu durum bir çok hücrelide ortaya çıkarsa
kanser tablosu oluşur ve genellikle ölümle sonuçlanır.
Hücrelerin gönderdiği ekstraselüler sinyal molekülleri
hedef hücrenin üzerindeki veya içindeki spesifik
reseptörler ile tanınır ve çok karmaşık mekanizmalar
yoluyla yorumlanırlar. Eğer reseptör hücre içindeyse,
buna bağlanacak ligandın hücre zarını geçebilecek
nitelikte olması gerekir. Hücreler arasında sinyal
iletimi için nükleotidler, peptidler, aminoasitler,
steroidler, yağ asidi türevleri ve retinoidler; hatta
nitrik asit ve karbonmonoksit gibi gazlar bile
kullanılabilir. Bu moleküller hücreden, difüzyon ve
çoğunlukla da ekzositoz yoluyla salınırlar.
Bu
sinyaller sinaptik sinyaller gibi belli bir mesafeye,
hatta endokrin sinyaller gibi çok uzaklara bilgi
ulaştıran sinyaller olabileceği gibi, sadece
çevresindeki birkaç komşu hücreyi etkileyebilen
bölgesel(parakrin) sinyaller de olabilir. Parakrin
sinyaller komşu hücreler tarafından tutularak ya da
enzimler tarafından etkisiz hale getirilerek bu sinyal
moleküllerinin uzağa difüzyonları engellenir.
Bunun dışında bazı hücreler de tekrar kendi
reseptörlerine bağlanabilecek sinyaller salabilir. Buna
otokrin sinyal denir. Örneğin; gelişme sürecinde
farklılaşma aşamalarından birinde hücre içinde bulunduğu
süreci kuvvetlendirmek için kendi kendini uyarıcı
otokrin sinyal molekülleri salabilir. Bunu tek bir hücre
yaparsa olay çok etkili olmaz belki ama, birçok hücre
aynı anda otokrin sinyal molekülleri salımı yaparsa, bu
durumda o tipteki her hücre güçlü bir otokrin sinyale
maruz kalmış olur.
Sonuç olarak, hücreler çok çeşitli yollarla yakına,
uzağa hatta kendilerine sinyal moleküllerini kullanarak
mesajlar gönderir ve birbirlerini etkilerler. Zaten
hücre, çevresinin durumuna göre kendi durumunu
şekillendiriyor olmasaydı, yaşaması da pek mümkün
olmazdı herhalde.
|