|

Şüphesiz ki insan vücudunun her bir
parçası bir mükemmellik örneği. Ancak bazıları var ki, ya
eksikliğinin hayata mal oluşuyla ya da olağanüstülüğüyle öne
çıkıyor. İşte onlardan bir demet...
1)
Ağrı duyusu
Ağrı duyusu,
vücudumuzdaki olumsuzluğu bildirerek önlem almamızı ve
vücudumuza zarar gelmesinden kaçınmamızı sağlayan, en
önemlisi de kendimize zarar vermemizi engelleyen
koruyucu bir sistemdir.
(www.turk-bilim.com)
Ağrı duyusundan
yoksun olarak dünyaya gelen çocuklar, hiç ağrı
hissetmedikleri için, kendi kendilerinin dişlerini
sökerler, gözlerini çıkarırlar ve dillerini yerler.
Neticede kısa sürede yaşamlarını yitirirler. Çünkü ağrı
hissetmemek demek, kendini çevrenin olumsuz etkilerinden
koruyamamak demektir.
2)
Negatif feed-back sistemi
Vücudumuzda her an pek çok reaksiyon gerçekleşir. Bu
reaksiyonların sonucunda gereksinim duyduğumuz bazı
ürünler oluşur. Peki bu reaksiyonlar ne zaman işlemesi
gerektiğini, ne zaman durması gerektiğini, ne zaman
hızlanması ya da yavaşlaması gerektiğini nereden bilir?
Vücudumuzda gerçekleşen bir reaksiyon sonucunda oluşan
ürün ortamda azalmışsa, bu ürüne ihtiyaç var demektir.
Bu durumda reaksiyon hızlıca işler ki gerekli ürün
oluşsun. Yeteri kadar ürün oluştuktan sonra ise,
"negatif feed-back" mekanizması gereği reaksiyon durur.
Böylece aşırı ürün birikimi engellenmiş olur.
3)
Lenf Sistemi
Vücudumuzda kan
ile doku arasındaki madde alış-verişi kapiler ile doku arasındaki
interstisyel alanda gerçekleşmektedir. Burada kapilerdeki besin ve
oksijen dokuya verilirken dokudaki metabolizma artıkları da kapilere
geçer. Mantıken burada sıvı birikimi olmaması için kapilerden çıkan
madde miktarı ile kapilere giren madde miktarı eşit olmalıdır. Ancak
değildir! Kapilere dönen madde miktarı, kapilerden çıkandan azdır.
Aradaki bu fark ise, lenf sistemi dediğimiz özel bir sistemle
interstisyel alandan toplanıp tek yönlü olarak iletilir ve tekrardan
kan dolaşımına verilir.
Lenf sistemindeki
olası bir sorunda interstisyel alandan madde toplanamayacağından
burada sıvı birikir ve "ödem" dediğimiz tablo oluşur. Lenf
sisteminin çalışmaması durumunda 24 saat içinde ölüm gerçekleşir.
4)
Hidrojen Tampon sistemleri
Kanımızın H iyonu
konsantrasyonu pH değerini belirler. H iyonu konsantrasyonu
arttığında pH düşerken (asidoz), H iyonu konsantrasyonu azaldığında
pH artar(alkaloz). Kanımızın normal pH değeri 7.35-7.45 arasındadır.
Eğer kan pH'sı 7.00'ın altına düşer ya da 7.80'in üstüne çıkarsa
yaşam tehlikeye girer.
pH değerinin bu
dar sınırlar arasında tutulabilmesi, tampon sistemleri sayesinde
olmaktadır. Protein tampon sistemi, fosfat tampon sistemi,
hemoglobin tampon sistemi, bikarbonat tampon sistemi gibi sistemler
örnek gösterilebilir.
5)
Frank-Starling Mekanizması
Vücuttaki tüm
çevre dokular, metabolik ihtiyaçlarına göre kendi kan akımlarını
düzenlerler. Metabolik ihtiyaç artıp azalabildiğine göre çevre
dokulara giden kan miktarı da artıp azalabilir. Bunun sonucunda da
çevre dokulardan toplar damarlarla kalbe dönen kan miktarı artar ya
da azalır. İşte kalbin gelen bu kanın miktarına göre kasılma gücünü
ayarlamasına "Frank-Starling mekanizması" denir. Bu mekanizma
sayesinde, toplardamarlarla fazla miktarda kan geldiğinde, kalp daha
güçlü kasılarak bu kanın birikmesini önler.
6)
Sindirim yolu koruyucu tabakaları
Sindirim yolumuzda
ağızdan başlayarak sırasıyla yutak(pharinx), yemek borusu(eusophageus),
mide(gaster), ince barsaklar(intestinum tenue) ve kalın barsaklar(intestinum
crasum) çeşitli koruyucu yapılara sahiptirler. Özellikle
dilimizin üst yüzündeki keratinli epitel tabakası ve yemek borusu ve
midedeki mukus tabakası sayesinde elimizle tutamayacağımız kadar
sıcak olan çayı içmemiz mümkün olur. Sindirim kanalındaki
mukus tabakasının bir işlevi de kaygan bir zemin oluşturup,
içeriğinin kolay ilerlemesini sağlamaktır.
7)
Portal Venöz Sistem
Vücudumuzda en fazla miktarda aminoasit metabolizması
sonucunda oluşan amonyak, zehirli etkiye sahiptir.
Aldığımız besinler sindirilip ince bağırsaklarda
emildikten sonra direk kan dolaşımına verilirken,
zehirli olan amonyak hepatik portal sistem aracılığıyla
karaciğere gönderilir. Burada üreye dönüştürülüp
zehirsizleştirilmiş olur ve sonra kan yoluyla
böbreklere, oradan da idrarla vücut dışına gönderilir.
Hepatik portal sistem olmasaydı amonyak da direk kana
geçerdi. Kanda amonyak konsantrasyonu arttığından toksik
etki görülürdü.
8)
Baroreseptörler
Kan
basıncının normal seviyede kalmasını sağlayan önemli
sinirsel mekanizmalardan biri, baroreseptör reflekstir.
Özellikle karotis bifurkasyonundaki sinus caroticus
bölgesinde ve aort kavsinde yerleşmiş olan
baroreseptörler (=presoreseptörler=gerim reseptörleri),
kan basıncı artışında gerilir. Gerim üzerine merkezi
sinir sistemine uyarı gönderilir. Bu uyarıya yanıt
olarak otonom sinir sistemi kan damarlarını uyarır ve
damarlar genişleyerek kan basıncı düşürülür.
9)
Kafatası
Kafatasımız(cranium), tek ve çift kemiklerin oynamaz
eklemlerle birleşmesiyle oluşmuştur (istisnası var. Örn:
çene kemiği[mandibula]). Kafatasımız, hayati öneme sahip
olan beynimizi çepeçevre sarıp dış etkilerden korumanın
yanında; görme, işitme, tatma, koklama gibi duyu
organlarımızı da barındırır.
Böylece baş bölgesine aldığımız en sert darbelerde bile
beynimiz ve bu duyu organlarımız zarar görmez.
10)
Kan-testis bariyeri
Kan-testis bariyeri, testiste sertoli hücreleri
arasındaki sıkı bağlantılar sayesinde oluşur.
Bu bariyer bu bölümdeki hücreleri enfeksiyona
karşı korur.
Bağışıklık sistemimiz, embriyonik dönemde karşılaştığı
yapıları vücudun "kendi yapıları" olarak değerlendirir
ve bunlara cevap vermez. Bu dönemde karşılaşmadığı
yapıları ise "yabancı" olarak nitelendirir ve onlarla
savaşır. Erkek bireyde sperm üretimi ergenlik(puberte)
ile başladığından, sperm hücreleri bağışıklık
sistemi
için yabancı statüsündedir. İşte kan-testis bariyerinin
bir görevi de sperm hücrelerinin bağışıklık
sistemi ile
karşılaşmasını önlemektir. Bu bariyer
olmasaydı, spermleri yabancı olarak niteleyen savunma
sistemimiz onlarla savaşır ve infertiliteye sebep
olurdu.
|